Sizce ?

Farkediyorum ki son zamanlarda hep bir ya da iki ay aralıklarla yazı paylaşıyorum. Sanırım yazma isteğimi ve motivasyonumu kaybettim. Oysa içimde ne çok yazmak birikti. Size yaşadığım/yaptığım ne varsa oldukça şeffaf bir şekilde ve sık olarak paylaşmamı ister misiniz sevgili okurlar ? Solmuşçiçek zaman akışına yeniden dönsün mü , yoksa kuruyup gitsin mi her çiçeğin kaderi gibi ? Görüşlerinizi beklemekteyim. Öpücüklerrr…

Reklamlar

bir kaç kelâm efendim.

bir adam tanıdım.hava soğuktu.gözleri her şeyden mavi.yüzüme uzun uzun baktı. sona bıraktı bana vereceği ne varsa. adımları benden büyük. yetişmesi zor rüzgârına. gönlünde incelik barınmıyor. kaba sabalığı insanı çekiyor olacak ki herkes benim gibi bakıyor ona. duygu emaresi yok ikimizde de. anlamsızca bakıyoruz birbirimizin yüzlerine. ben uzaktayım. bildiği yerde , bilmediği bir haldeyim. ikimiz de kafamızı dinliyor gibiyiz. kalplerimiz bomboş. bana ulaşması kolay lâkin ulaşmıyor. açık adresimi verebilirdim ama vermedim. hatta bir gel dedi gitmedim. yüreğim kara gecenin kasvetine karışıp gitmişti. caddeleri aştım hızlı hızlı. arkama bakmadım. mavi gözleri orada kaldılar , hep aynı yerde. yirmi birinci yüzyılın modern insanlarıydık. kalbimiz kararmıştı. kimse ince şeyleri anlamazdı. bu çağ hepimizi incitmeye yetmişti. ayazı soğuktu gecenin. şükretmemiz gereken yine de bir sürü şey vardı. gurbet , özlem , açlık , tokluk , burukluk , sevgi , merhamet , acı her duygu sağlı sollu vuruyordu. gönül laftan anlamazdı zaten kolay kolay.  nefsimiz eğilip bükülmezdi. evrende küçücük nokta olduğumuzu kabullenmezdik. ışıksız zindanlarımıza güneş doğmaz bazen , bazen gecenin nuru her şeyden daha parlak. “bu da geçer diye diye yolu yarıladık bak.” 

Neler Yaptım

Size neler yaptığımı , neler hissettiğimi anlatmak istedim bugün. Saat 01:20. Antalya’dayım. Hava çok sıcak. 3+1 dairedeyim. Diğer odalarda klima var benim odamda yok. Ne kadar bunaldım anlatamam. Odam darmadağın. Koridordan ayak sesleri , konuşma sesleri geliyor. Neden böyleyim bilmiyorum ama seslere karşı çok duyarlıyım buaralar. Tahammül edemiyorum hep sessizlik olsun istiyorum. Çok çabuk rahatsız oluyorum. Bugün plaja gittik. Yüzecek yer aradık resmen o kadar kalabalıktı ki. Ayaklarıma hep çakıl taşları battı. İyice de kilo almışım zaten daha bir acıtıyor taşlar ayağımı. En son kafama doğru deniz topu gelmesiyle çıktım denizden. Üç kişi de sakin olan plajı beğenmesine rağmen bencillik eden bir kişi kendi istediği plaja götürdü bizi. Her şeyden şikayet etti yolda giderken de. Plajda da abuk sabuk konuşmasıyla moralimi bozdu. Size bu mevsimde ve bu aylarda nacizane bir tavsiye vereyim sevgili okurlar. Gergin olan kişilerle tatile gitmeyin. Tatil rahatlamak içindir kanımca. O kadar yol tepip yanlış insan seçiminden sinir bozukluğu yaşayıp eve dönmeyin. Buarada bronzlaşabildin mi diye bir soru aklınıza gelmiş midir bilmiyorum. İkindiye kadar evdekiler uyuduğu için ikindi güneşi beni pek bronzlaştıramadı. Tavuk gibiyim halen arkadaşlar. Bembeyaz.  Sonra yemek yedik. Bir kaç hikâye de anlatmak istiyorum bundan sonraki yazılarımda. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bol şikayet dolu bir yazı oldu kusura bakmayınız. Hayatta her şey var. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere , sevgiler .. 

Direniyorum Sana Anlasana

Bugün açtım süpürgeyi. Tere battım süpürürken. Nefes nefese kaldım. Duraksamadım iki dakika. Bütün odaları gezdim. Teker teker. Dokunmadığım boşluk kalmadı. Arındırmadığım kir kalmadı evde. Duvarlara dokundum. Sopsoğuktular. Ellerimi duvarlara sürttüm. Çıkan sesi dinledim. Sana beş tane çocuk doğurdum bugün. Her birinin saçlarını okşa diye. Her birini öp kokla. Onlarla beraber uyu diye. Sana beş tane çocuk yaptım. Emzirdim merak etme. Annesiyim ben onların. Ayak izlerini okşuyorum sen evden gittiğin zaman. Sen evimizi beğen diye süpürüyorum her gün. Tere öyle bir batıyorum ki bir bilsen. Sen beğen diye kırmızılara bürünüyorum mesela. Neden diye soracak olursan cevabı bu. Sen bende bir şeyi beğenmesen ceza vermek için kendime her yerimi keserim mesela. Kan revan içinde kalırım. Duvarlar gibi soğuk ve sessiz olurum. Bende her şeyi beğenmelisin. Kendini söndür bende. Bütün ihtiyaçlarını. Kül tablası ihtiyacını mesela. Üzerimde sigaranı söndür. Çaydanlık altlığı da yapabilirsin eğer istersen. Sana karşı hep fedakâr olmaya çalışıyorum. İstersen sırf sen seviyorsun diye ızdırap verici şeylere katlanabilirim. Yanımda kal diye ya da. Canın sıkıldığında elinin tersiyle itersin beni. Savrulurum rüzgârla. Gidecek yerim de yoktur. Sen kendini güçlü hisset diye herkesle alakamı kestim sevgilim. Bir tek sen ve beş çocuğumuz kaldı. Beşini de bugün yaptım. Emzirdim merak etme. Sen kendini güçlü hisset diye yalandan yanılmış gibi de yaparım sevgilim. Vakit gece yarısı oldu. Açtım sana şefkatli yatağımı , kollarımı , bacaklarımı. Işık kapalı. Gecenin bu vakti sadece biz güzeliz. Benden güçlü , akıllı olduğunu hissetmeye ihtiyacım var. Yüzünün bana baktığındaki aldığı şekli hatırlayıp kustuğum gün belirmesin zihninde. Elbette ki tartışmalar olur. Hem ben sana beş çocuk yaptım. İlelebet yanımda yatacaksın bu yüzden. Bu gece sinirlenip tırnaklarımı derine geçirebilirim sevgilim. Sana ait olan şeyler beni korkutuyor. Lütfen beni yanlış anlama. Elbette beni oradan oraya savurabilirsin yel gibi. Fakat korkuyorum. Bağırmandan. Ben de henüz yeterince büyümedim bunu unutma. Tükürüklerini saça saça çocuklarıma bağırmandan korkuyorum. Saçlarımı okşa. Telafi edebilirsin bunu. Ya da ellerimi ellerine kenetle. Gözlerimi gözlerinden ayırma öylece. Güçlü olduğuna inandım yeminler üzeri yeminler. Sarıl. Bunu telafi edebiliriz bak. Sen istedin diye mâlum yerdeki işimden bile ayrıldım bak. O heriflerin hiçbiriyle görüşmüyorum. Ya tamam arada görüşüyorum da oturup senin ne kadar güçlü olduğunu tartışıyoruz. Adama elinin tersiyle bir koydun mu nasıl oturtacağını mesela. O izbe yerlerde bunları düşündükçe nasıl kusuyorum bir bilsen. Kustukça sağolsun herifler yardım ediyor. Hani senin güçlü olduğunu konuştuğumuz herifler. Bir tane de değil bir sürü herifle konuşuyoruz sevgilim. Hepsi saçlarımı tutuyorlar ben kusarken. Sonra ben de hepsiyle birden teker teker eve gidiyorum. Aynı anda hepsinin evindeyim. Ev karanlık. Odaya giriyoruz. Senin güçlü olduğunu tartışıyoruz. Diyorsan ki illâ ayrılalım , peki mâdem. Hiç olmadığım kadar eşitim sana. Mutfakta değilim , sokaktayım. Bu şehirden gittik. Beş çocuğumla gittik. Dağları deldik , çölleri aştık , erleri yendik kız başımıza. Sende yıkılmayız. 

Kalemler Ve Yeşiller

Kalemin ucunu yontmak istedim , bilemiyorum elime ne geçecekse. Dijital dünyada yaşıyoruz , mâziye karıştı eski güzel şeyler. Küçükken kurşun kalemim vardı. Bıçakla yontardım , inceltirdim ucunu. Yazmaya çalışırdım gücümün el verdiğince. Az dayak da yemedim ya ilkokul öğretmenimden. Hiç kimselere de diyemedim yediğim dayakları. Öylece geçip gitti hayatımdan. Aklımın bir köşesinde hâlâ yeri varsa da. Küçük bir kız çocuğuydum. Çok hassas kalpliydim. Aradan çok yıllar geçti , çok sular aktı. Kalemi başka amaçlar için de kullandım. Saçlarımı toplamak değil meselâ. Ya da önlüğümün cebine tutturmak da değil daha başka. Çok boyutlu görüyordum kalemi. Her şeyi başarabilirmişim gibi. Sanki her şey dile gelince başarılabilir olurmuş gibi. Geçmiş zamanlarda çekimledik o fiilleri de. Masama bakıyorum şimdi. Bir sürü kitap ve bir sürü kalem var. Rengarenk. Yatağıma uzandım. Yatağımda da iki kalem var. Bu anlamsız savaşta hep yanımızdalar fakat karanlıkta kılıç daha keskin. Çok kan aktı. Vahşetler gördük. Bir gram içi sızlamadı vicdansızların. Karanlıktı hava. Ormana gittik. Yeşile saygısızdık. Kağıda , kaleme saygısızdık. Ormanın içinde sanki kaybolmuş da yol’suz , umutsuz kalakalmış gibi göremedik. Çok büyük gayelerimiz de yoktu. Çantamı topladım arabaya bindim. Bu içimde büyüttüğüm haykırışa sadakatli olmak istedim. Araba çok kötü kokuyordu. İnmek ve birdaha arabaya hiç binmemek istedim. Eve gitsem duvar aynı duvar. Yemek yesem yemek aynı yemek. Ben de piyonuyum bu düzenin. Beni nereye çekerlerse koşar adımım mesela. Modaya çekseler modaya , sinemalarına çekseler oraya , ahlaklarına bile giderim ya da ahlaksızlıklarına. Neyin savaşındayız bunca yıldır , ömrümüz geçti boşalt doldur. Bu yüzden benim yaram. Eşyanın saltanatı ve canlı olmanın aczi yüzünden. 

İçimdeki Karartı (1)

Bayram dolayısıyla memlekete geldim. Üç gün duracağım eğer bir aksilik çıkmazsa. Şimdiden günlerimi can sıkıntısını ıskalayarak nasıl geçirebileceğim diye düşünüyorum. Herkesin öyle bir telâşesi , yaşama uğraşı var ki. Dünya bu kadar aldanılacak bir şey değil , ekip biçip gideceğiz demek istiyorum yüzlerine. Lâkin mecâlim yok konuşmaya. Telefondan birisiyle mesajlaşmaya bile mecâlim yok. Değişik bir haleti ruhiyeye girdim. Yoğun stres altında kaldım uzun bir zaman ve şuan savamıyorum bu stresi. Elimi kolumu bağlıyor. Neşem de pek yok. Kimselere anlatamıyorum. Buraya biraz dökebildim ancak. Düşünceleri bastırmak için uyuyorum. Uyandığımda her şeyin daha güzel olmasını umarak. Fakat o kadar ses var ki ne mümkün uyuyabilmek. Gözlerim açık gerçeklerle yüzleşiyorum. Evet her halimize şükredip mevcut koşullardan mutluluk çıkarabilmeyiz. Ben de bunu savunurum. Ama bu , bütün benliğime nüfus eden bir kasvet. Nefes almak istiyorum dağlara çıkıp , özüme kavuşmak. Belki girdiğim bu stres çıkmazından bir nebze kurtulurum. 

Günce 

Neredeyse bir ay olmuş burada yazmayalı. Ben de biraz neler yaptığımdan bahsetmek istedim. Stresliyim. Taşınacağım inşallah. Daha huzurlu beldelere gidip bol bol gökyüzü , deniz fotoğrafı paylaşmak istiyorum sizlerle. Lâkin henüz erken. Stresten dolayı yapacağım işleri de aksatıyorum. Elimi kolumu duygular bağlıyor yani anlayacağınız. Şuan saat 05:28. Yarın erken uyanıp evden çıkmam lazım. Kendime pek de kaliteli olmayan bir camla kırmızı çerçeveli gözlük aldım. Sırf süs için o rahat olmayan gözlüğü takacağım. Kendine bunu yapan kadın .. diye uzayıp gidiyordu değil mi 🙂 A. ile konuştum bugün. A. kim diye soracaksanız A. benim çocukluk aşkım. 🙄 Çocukluğumu , saflığımı hatırlattı bana. Unutmak istedim sonra. Doğrusunu söylemek gerekirse son on beş günde psikolojimde derin iz bırakacak şeyler de oldu. Belki bu sebepten dolayı hiçbir işe kendimi veremiyorumdur. Hatırlamak bile konuyu örtbas etme gücümü yoklarken en azından onları burada anlatmak için biraz zamana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bazı şeylere tutunmak büyük bir gayret. Gerçekten son günlerde tabiri caizse “yavaşladım.” Kendime gelmem için ne yapmam gerekiyor bilmiyorum ama daha önce bu hissi yaşamadığım için deneyimsiz ve acemiyim. Ne demişti o yüce insan ? “Dört bir yandan kuşatılmış şehir gibiyim/ Hiç tadım tuzum yok gene zehir gibiyim / Öyle doluyum ki nehir gibiyim / Çok zor durumdayım iyi değilim.” Tabii bu işin retorik kısmı. Şikayet etmek yerine eyleme geçmeliyiz. Bugünümüze şükür demeliyiz. Psikolojide bir tanımı var mıdır yaşadığımın ? Merak ediyorum. Bilen arkadaşlar varsa öğrenmek beni en azından rahatlatır. Buraya bazı sürreal hikâyeler yazmak istiyorum. Üzerimde neyin etkisi varsa ondan kurtulunca.