Kendimle Hesaplaşmam

İnsan anlaşılmak istiyor. Bazen defalarca düşünüp durduklarını bir sonuca bağlamak için anlaşılmak istiyor. Bazen anlaşılamamış olmanın yükünü hafifletmek için istiyor. Sizin sebebiniz nedir ? Mesela benim bir sürü sebebim var. İnsanların üstüme çok gelmiş olması diye örnek verebilirim. Hatta içimi döküp rahatlıyamamış olmam bile diyebilirim. Bu sene kendimi yeni yeni tanımaya başlıyorum. Önceden tanıdığımı sansam da yanılmışım. Ben içine kapanık biriyim. Sevgilerini, hassasiyetlerini , hüzünlerini içinde yaşayan biriyim ben. Bir tek öfkemi dışarıda yaşıyorum. Öfkemi insanlara fazla hissettirmiyorum. Haksızlık karşısında sesimi çıkartmaya çalışıyorum. Sevdiğim insanlara karşı savunmasızım. Kötülüğü göremiyorum. Ne tecrübe yaşarsam yaşayayım bana dünya hep toz pembe. İnsan haliyle üzülüyor.

“Beş yaş insanın en olgun çağıdır. Sonra çürümeye başlar.”

Çocukluk travmalarımı atlatamadım. Önceden kâbus şeklinde karşıma çıksa da şimdilik iyiyim. Bunun üzerine bir ara düşmem gerekiyor. Aslında anlaşılmak istiyorum. Her şeyi sakince kelimelere dökmek. Ben de böyleyim işte…

Reklamlar

gece yazmaları

“vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından”

iki kişi de sever belki. belki birisi daha çok belki birisi daha az. belki tekrar eder dururlar kelimeleri. belki bir hikâye yazarlar.

sarhoşum bugünlerde. içim doluyor taşıyor. bazen boşalıyor içim. bazen çok hırslıyım. bazen bezgin.

“dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski”

bu hayat böyle mi olur ? bilmiyorum.

üzüm kelimesinin anlamı “kırılmış , koparılmış” demekmiş. kendimi böyle hissetmekten ne zaman cayarım ?

biraz yaram var ama geçecek bu gidişle..

sevmiş kadın

kızım

“gel kızım sokul bana/bir kez daha alayım kokusunu/benim küçük bahçemin/büyüsen de, gitsen de hala bekliyor gibi beni/uzanmış küçük ellerin
bir kız çocuğu masumluğu ve sevecenliğiyle sana sarılmak isterdim. ne bileyim daha açık nasıl anlatılır ki. sımsıkı sarılmak sana. geceleri uyutmak. o kısacık uykularını anlamlı kılmak. başını bağrıma yaslamak. saçlarında ve sakallarında ellerimi gezdirirken. bütün kusursuz kusurlarınla seni. her şeye rağmen. düşsen bile. kalksan bile. karanlıkta kaybolsan bile. sarhoş olduğunda. mutluluğunda , üzüntünde. her daim ellerini tutmak. bir rakı sofrasında beraber. en sevdiğin yemekler varken. her daim o sıcaklığı sende hissederken. küçük bir çocuk gibi sevmeni beklerken belki de. sokulmayı. sarılmayı. bütün hisleri beklerken. senin bana veda etmen gibi. bunu yakıştırman. ne değişti.

“her şeyde sen varsın unutamadım”

sevilmemiş kadın

“al ekmeği benden
istersen havayı da;
ama gülüşünden mahrum etme beni”

bilirmişsin bazı şeyleri önceden. “başkaları ayırır iki kişiyi” dedin o gün. bizi eller ayırmış. rezil rüsva etmiş iki kuruşluk adımı.

“bu hayat böyle mi olur/düşen hep yerde mi kalır”

ben düştüğümde hep yalnızdım. kendim sardım yaralarımı. kimse yoktu. kendim ağladım gecelerce. yastıkları duvarlara vurdum. tanrıya sorular sordum. yalvardım. gözlerim yaşlı. içimde çocuksu heyecanıyla küçük bir kız. sevilmemiş. oysaki içinde bir sürü sevgi birikmiş. güvenini alıp çiğnemişler kirli postallarıyla. kalbini kırmışlar. iyi niyetini kullanmışlar. bu kız hiç dünyayı bilmezmiş…

“ben kandan elbise hiç değiştirsinler istemezdim.”

yine mi başa dönecek benim bu savaşım ? ne zaman yeşerecek bahçemde güller. güller bile sana sevdalanmış. ben istemiyorum artık bir kez bile göremediğim sevgiyi. ağlıyorum. düşünüyorum. utanıyorum bütün bunlardan.korkuyorum. mutluluk nerede ben neredeyim şimdi. başaramıyorum hiçbir şeyi. ne sükûtu ne hayali ne aşkı ne başarıyı başarabiliyorum. ben sadece mutsuzluğu başarıyorum.

fotoğraflarını sileceğim. aklımın her köşesini terk edene kadar sen her şeyi yapacağım. şimdilik hiçbir gürültüye katlanamıyorum. kafam bozuk , gönlüm yorgun , dünya dar geliyor. kaldıramıyorum.

“gün olur belim doğrulur/kim n’olacak belli mi olur…”

üstüm başım toz içinde

“ve sancı geç saatlerde…”

geç saatti. yetiştirilmesi gereken birtakım sorumluluklar vardı.hep ezilmişimdir onların altında. dudaklarımdan dökülen sözlerden kim hesap sorabilir ? hiç gocunur muyum , asla…

içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. kendimi yalnız hissettim geniş odamda. umay umay’ın şiir kitabını çıkardım. veda busesi’ni.

ilk sayfasında yaraladı beni.

“ölünceye kadar seni seveceğimi sanmıştım baba/ama aşık oldum”

ben sevgiyi hep yanlış yerlerde aradım. kaç yaşıma gelirsem geleyim şefkate muhtaç küçük kız çocuğu gibi hissediyorum kendimi. bunu saklıyorum insanlardan. beni en ince yerimden vurmasınlar diye. kimse kimsenin nelerle savaştığını bilmeden onu anlayamazdı çünkü.

“ve sancı geç saatlerde…”

çok yollardan geçmişim , inan ki çok büyümüşüm. çok ağlamışım. çok gülmüşüm. kimseye ses etmemişim. alabildiğine koşmuşum.yollar aşmış gelmişim.

açıkçası ne üzmek ne de üzülmek istiyorum. yalnızım. almıyorum değil. alamıyorum kimseyi içeriye.

çocukluğun kendini saf bir şekilde akışa bırakması yok artık. ben çocuk değilim. geç oldu fakat bir şeylerin artık farkına varabiliyorum. mavinin sadece mavi olmadığını bilebiliyorum.

“birini sevmem ne işe yarayacak

anlamıyor musun

kalbim kalmadı…”

her şey bu denli mi olmalıydı ?

sormuyorum artık.

her şey “bu denli” oldu ve bitti.

ileriye , daima ileriye. geleceğin getirdiklerine…

Birazcık Pozitiflik

Günaydın. Aslında erken uyandım bugün. Birtakım işlerim vardı. Onları bitirmek için. Şimdi yürüyüş yapmaya çıkacağım. Güneşli havalar bana huzur veriyor. Erken kalkmak da. Ben düzenli yaşayınca mutlu oluyormuşum meğer. Geç anladım bunu. Mutluluk sadece bir insana bağlanamayacak kadar özel ve güzel. Bir gölgede oturup sigara yakarım belki. Fakat geçmiş sorgusu o kadar da acıtmıyor artık beni. Aylardır dört duvar arasında sorguluyorum çünkü. Bir yerlere oturttum kafamda altından kalkamadığım meseleleri. Geçmiş ve gelecek hakkında düşünmek yok artık. Anı en verimli yaşamaya çalışmak var. Ömür dediğin bir gündür o da bugündür demişler. Her saniyemizi hakkını vererek geçirmek en güzeli. Bir diğer güzel olan da çalışmak tabiki ! Çalışmak insanı diri tutuyor ve mutlu da ediyor . Bu duyguya geç vardım ama en güzel duygulardan biri. Yararı bizzat kendimize. O zaman neden bekliyoruz , biraz eylem , biraz mutluluk , biraz güneşli günler…

Hayallerimdekisin Ama Hayatımın İçindeki Değil

Onu gördüğüm ilk anda müthiş bir çekim hissettim. Sanki rüyalarımı süsleyen insan suretiyle karşılaşmıştım . Dış görünüşten ibaret de değildi bazı şeyler. Gün geçtikçe benimle daha da ilgilenmesi , aradığım romantiklik , gün içinde sürekli konuşmamız , asla gitmeyeceğinden bahsetmesi beni daha da kendine çekti. Ona inanmış ve bağlanmıştım. Fakat aklımda sürekli sorular vardı. Sporcuydu , aynı zamanda şef , bir yandan üniversitede güzel bir bölüm okuyor. Fit bir vücud , güzel bir yüz.. Her şeyiyle mükemmeldi bana göre. Aklımdaki sorular yetmedi bitmedi. Sürekli sorguladım. “Neden benimle birlikte , neden benimle ilgileniyor ?” Kendimi ona layık göremiyordum belki de. Neden böyle ben de kestiremesem de kendimi beğenmiyor ve yeterli görmüyordum. Mükemmel olmayı istiyordum herhalde o zaman ona layık olacaktım. Bir iki şüpheli davranışları vardı. Lakin kesin net bir delil yoktu başkalarıyla ilgilendiğine dair. Pek bir şey diyemezdim fakat konuşmalarımız yüzeyselleşmeye başlamıştı. Benim en çok korktuğum ve sevmediğim durum maneviyatsız , derinliği olmayan yüzeysel ilişkilerdir. Korktuğum başıma gelmişti. Hem bağlanmıştım hem de ilişkinin gidişatından memnun değildim. Daha da beteri kendimden memnun değildim. İçimdeki kuruntular beni yedi bitirdi. Bahsettiğim kişiden duyduğum bir iki söz de şüphelerimi besledi. Yazıya nasıl bir yön vereceğimi bilemiyorum fakat hayallerindeki kişiyle de mutlu olamayabiliyormuş insan. Mutluluk insanın kendi içindeymiş.

Okuyan herkese teşekkür ederim.. ❤🌸

Yeniden Merhaba

İyi akşamlar herkese. Blogumla uzun süredir ilgilenemediğimi farkedip sizlerle bir şeyler paylaşmak istedim. Üniversitede mevcut bir bölümde okurken bana uygun olmadığını farkedip okulu bırakma kararı almıştım. İki bin on sekiz yazında. Daha sonra yeniden sınava hazırlanmaya başladım. Yani bu sene. Benim için çok stresli geçti. Aklımda iki bölüm vardı evet fakat bunlar yüksek sıralamalı bölümler olduğu için en başından sıkı tutmam gerekiyordu. Elimden geldiğince çalıştım. Çok kötü değil netlerim şimdilik fakat beklediğim ivmeye ulaşamadım henüz. Bazen istemsizce içime bir tembellik gelip oturuyor. Diğer aylarda geçmişi düşünerek günlerimi heba ettim ama bunlardan bir ders çıkardım. Geçmişi ve geleceği sıkça düşünmüyorum. Günümü en verimli geçirmeye çalışıyorum. Bir de sigarayı tamamen bıraksam tam olacak.. Umarım sınavda güzel bir şeyler yapıp beklediğim sonucu elde ederim. Güzel dileklerinize ihtiyacım var.

Hayattan bazı dersler çıkardım artık. Çok çalışmadan başarı istemek saçma. Elimizden gelen yeterli gayreti göstermeliyiz , her konuda. Başarıdan önce onu haketmek gerekiyor. Hayatta hiçbir şey kolay değil. Bunları bu yaşıma kadar bilmezmişim. Öğrenmiş oldum.. İyi de oldu. Hayatımız boyunca kullanacağımız bir şey sonuçta. Çok çalışmak ve başarıyı haketmek. Fakat öncelikle kendimizin bu düzende nerede olduğunu da görmek önemli. Mesela kendimle özeleştiri yapmak gerekirse uyku düzenim yok , bazen çok oyalanıyorum , vaktimi verimli kullanamıyorum , yavaşım , plansız gidiyorum. Bunları düzeltmem gerekiyor. Düzeltirsem belki son beş ayda bir şeyler rayına girebilir. Sizler neler yaptınız , nasılsınız ?

e.

biraz melankolik bir görsel oldu ama sözlerime başlamadan önce bu görselin hislerimi güzel bir şekilde aktardığını düşünüyorum.ne kadar kırıldığımı ve parçalara ayrıldığımı başka bir görsel anlatamazdı.

e.’den bahsediyorum. kesik kesik cümlelerimin sonu ona vardı. aslında benim aklımdaki her sorunun cevabı da ona varıyordu ama işler biraz değişti galiba. ben değişmedim ama o değişti. hem de fazlasıyla.

onunla altı sene önce tanıştık. tanıştığımız zamandan beri yemyeşil gözlerinde tutuklu kaldım. bunu bir çırpıda söylemek de kolay olmuyormuş. kendisine defalarca söyledim ama. olmuyor sevgili okurlar. olmuyor işte bizden. ben sadece olmuyor dersem siz diğer meseleleri de anlar mısınız ?

uzun boylu , uzun saçlı , bembeyaz tenli , tok sesli birisi. oldukça sinirli , sorumsuz , rahat birisi de aynı zamanda. bir sürü şey paylaştık , bağlandık birbirimize. tek celsede bitirdim demek öyle kolay olmuyormuş işte. benim için nereden baksanız bir beş kat daha zor oluyor. hassas bir tabiatım var , bağlanıyorum biliyorum ama biliyor musunuz ? “yüreğe kırmadan dokunmayı bilmezler” demiş stendhal. bizi demiş.

bu zamana kadar sustum hep. gördüm bir şeyleri. farkındaydım. telefonundaki başka kadınları gördüm. bir kişiden değil bir çok kişiden bahsediyorum. aklının başka bir kadına gittiğini gördüm. aklının onda takılı kaldığını gördüm. tesadüfen o kadınla olan fotoğraflarını gördüm. başka bir kadının koynunda uyuduğuna şahit oldum. konuştukça beni yaraladı. bana her özür dileyişinde kollarımı açtım ona. kendime ne kadar kızdığımı dile getirmiyorum ama siz anlıyorsunuz değil mi ?

ihanetlerinin , yalanlarının ne başı ne sonu yokken bile ben onu seviyordum. yenileri eklenecekti hep. düşmelere , aldanmalara doyamıyordum hep ama insan seviyor işte insan seviyor … ve insan seveceği kişiyi  seçemiyor.

ben elden ayaktan düşse bile , cepleri bomboş olsa bile , bir başına kalsa bile , her koşulda , her durumda , her yerde onunla olmaya razıydım. artık çok kırıldım onu sevemiyorum. affedecek yollar bulmaktan yoruldum. bu sevginin benim zihnimi ve kalbimi eritmesinden yoruldum. sevgi mi aşk mı tutku mu  her neyse bu adını koyamadığım bana ağır gelmeye başladı artık. benden taştı ve beni aştı çünkü.

o bana sadık kalamadı. benimleyken benim olmamayı seçti. benden kıstığı sevgiyi başkalarına dağıttı. bile bile ateşe yürüdüm. hep inanmayı her koşulda onun arkasında olmayı seçtim. bile bile … bu hissi bilir misiniz ? tarifi var mıdır ?

bir şeyi açıkça ifade edeyim mi ? ben sevdim mi çok seviyorum. sevmediğimiz ya da az sevdiğimiz biriyle boşluklarımızı doldurmak için beraber olmayı yediremedik hiçbir zaman.

ben kendimi sınırlandırmayı sevmedim. baskılamak istemedim kendimi ve hiç kimseyi. sevebildiğim kadar sevmek istedim. hislerime saygı duydum , hislerimin arkasından gitmek istedim. yüreğimi elime alıp korkusuzca gezmek istedim. sevdiysem söylemek istedim hissettirmek istedim mutlu etmek istedim. ben aslında dümdüz insan olmak istedim kalıpları sevmedim. gelin görün ki sevdiğiniz insanın dünyasında kendinize yer bulamayabiliyorsunuz. hayatın böyle olduğunu biliyor ve acıyı hissediyorum.

umay umay bir kitabında içlenip soruyor bizlere. “sahip olduklarımız bize nasıl sahip çıkamadı ?”

iki kişi vardır. biri az sever biri çok. ben çok sevendim. ama şunu da biliyorum ki bizden yana olmayanı kendimize çeviremeyiz. sözlerimi filtrelemeden içimden ne gelirse yazıyorum. biliyorum yazmak şifa verir. biliyorum gerçeklerin gözlerle görülmeyen orduları vardır. uzun süredir ne bu kadar yazmış ne de bu kadar konuşmuştum. hep hüznümü içime attım hep hayra yordum ve sevmeye devam ettim. demek ki ya bir yerlerde yanlış yaptım ya da bir şeyleri kaçırdım.

nasıl sökebilirim seni içimden acısız ? 

hem de farklı bir yazgımızın olmasını delice isterken neden senden vazgeçmemi gerektirecek duruma geldik ?

ne demiş şarkıda ?

“ellerim güçsüz/bileklerim ince/tutamam ki kolundan/kaçırayım sinsice/gözlerim görmez, kulaklarım duymaz/ağzım laf yapmaz iken/ nerden hakettim seni ” 

arkadaşımın halime bakıp gözlerinin dolduğu anı unutamıyorum e. sen benim dışımda kimlerle yaşadığın anılarını unutamıyorsun ?

söylenecek bir şey kaldı mı ?

kalmadı. tek bir kelime bile.

iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze ondandır böyle dibe vuruşumuz …

solmuş çiçek blogda neler yapıyor ?

herkese merhaba. umarım mutlusunuzdur ve keyfiniz yerindedir bugün.malum kış kapıda.ben kış mevsiminde kendimi biraz daha depresif hissediyorum. hele bir de havalar griyse , yaşadığım şehir beyaz gelinliğini giymişse, zemheri soğuklar baş göstermişse … işte o zaman ruh halim tam da soğuklara uyum sağlıyor. sizin benim gibi hissetmemenizi dilerim. hepimiz anı en güzel değerlendirenlerden oluruz umarım değerli okuyanlar 🙂

yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bir buçuk  yıl önce  “didaktik yazılardan” kaçındığımı ve blogumda yalnızca hislerimi aktardığımı yazmıştım. halen de bu şekilde ilerliyorum. hislerimi , düşüncelerimi , yaşadıklarımı , iyi ya da kötü hatıralarımı , ruh hallerimi ,sevdiğim şarkıları , dizileri , kitapları,şiirleri, yaşadığım zorlukları ya da girdiğim maceraları  size aktarma gayreti içindeyim ve biliyorum ki aynı hisleri yaşadıysak ya da benzer şeyler yaşadıysak birbirimizi çok iyi anlayabiliriz. :))

yaşadığımız şeyler , zihniyetimiz , dünyaya bakış açılarımız farklı olsa bile bambaşka bir yazıyı okurken yine bambaşka bir dünyayla karşılaşırız. bu da düşüncemizin sınırlarını açar ya da bize bir şeyler katar. yani ben öyle düşünüyorum.nereye varmak istediğime gelirsek iki ya da üç yazımda bahsettiğim e. kişisiyle ilgili yazımı bugün yayımlayacağım. bu zamana kadar yazılarımı okuyan , yorumlarda bulunan bütün okurlara çok teşekkürler. emmy ödül töreni konuşması yapıyormuş gibi oldu galiba :)) neyse olsun..  mutluluklar paylaştıkça çoğalır üzüntüler paylaştıkça azalırmış bu sahiden de çok doğru bir önerme. yazmak hep iyi gelmiştir bana ve okumak da .. aslında bahsedecek bir sürü şey var lakin ben bu kadarını aktarabildim şimdilik. kendinize çok çok iyi bakın bendeniz solmuş çiçek büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden …