e.

biraz melankolik bir görsel oldu ama sözlerime başlamadan önce bu görselin hislerimi güzel bir şekilde aktardığını düşünüyorum.ne kadar kırıldığımı ve parçalara ayrıldığımı başka bir görsel anlatamazdı.

e.’den bahsediyorum. kesik kesik cümlelerimin sonu ona vardı. aslında benim aklımdaki her sorunun cevabı da ona varıyordu ama işler biraz değişti galiba. ben değişmedim ama o değişti. hem de fazlasıyla.

onunla altı sene önce tanıştık. tanıştığımız zamandan beri yemyeşil gözlerinde tutuklu kaldım. bunu bir çırpıda söylemek de kolay olmuyormuş. kendisine defalarca söyledim ama. olmuyor sevgili okurlar. olmuyor işte bizden. ben sadece olmuyor dersem siz diğer meseleleri de anlar mısınız ?

uzun boylu , uzun saçlı , bembeyaz tenli , tok sesli birisi. oldukça sinirli , sorumsuz , rahat birisi de aynı zamanda. bir sürü şey paylaştık , bağlandık birbirimize. tek celsede bitirdim demek öyle kolay olmuyormuş işte. benim için nereden baksanız bir beş kat daha zor oluyor. hassas bir tabiatım var , bağlanıyorum biliyorum ama biliyor musunuz ? “yüreğe kırmadan dokunmayı bilmezler” demiş stendhal. bizi demiş.

bu zamana kadar sustum hep. gördüm bir şeyleri. farkındaydım. telefonundaki başka kadınları gördüm. bir kişiden değil bir çok kişiden bahsediyorum. aklının başka bir kadına gittiğini gördüm. aklının onda takılı kaldığını gördüm. tesadüfen o kadınla olan fotoğraflarını gördüm. başka bir kadının koynunda uyuduğuna şahit oldum. konuştukça beni yaraladı. bana her özür dileyişinde kollarımı açtım ona. kendime ne kadar kızdığımı dile getirmiyorum ama siz anlıyorsunuz değil mi ?

ihanetlerinin , yalanlarının ne başı ne sonu yokken bile ben onu seviyordum. yenileri eklenecekti hep. düşmelere , aldanmalara doyamıyordum hep ama insan seviyor işte insan seviyor … ve insan seveceği kişiyi  seçemiyor.

ben elden ayaktan düşse bile , cepleri bomboş olsa bile , bir başına kalsa bile , her koşulda , her durumda , her yerde onunla olmaya razıydım. artık çok kırıldım onu sevemiyorum. affedecek yollar bulmaktan yoruldum. bu sevginin benim zihnimi ve kalbimi eritmesinden yoruldum. sevgi mi aşk mı tutku mu  her neyse bu adını koyamadığım bana ağır gelmeye başladı artık. benden taştı ve beni aştı çünkü.

o bana sadık kalamadı. benimleyken benim olmamayı seçti. benden kıstığı sevgiyi başkalarına dağıttı. bile bile ateşe yürüdüm. hep inanmayı her koşulda onun arkasında olmayı seçtim. bile bile … bu hissi bilir misiniz ? tarifi var mıdır ?

bir şeyi açıkça ifade edeyim mi ? ben sevdim mi çok seviyorum. sevmediğimiz ya da az sevdiğimiz biriyle boşluklarımızı doldurmak için beraber olmayı yediremedik hiçbir zaman.

ben kendimi sınırlandırmayı sevmedim. baskılamak istemedim kendimi ve hiç kimseyi. sevebildiğim kadar sevmek istedim. hislerime saygı duydum , hislerimin arkasından gitmek istedim. yüreğimi elime alıp korkusuzca gezmek istedim. sevdiysem söylemek istedim hissettirmek istedim mutlu etmek istedim. ben aslında dümdüz insan olmak istedim kalıpları sevmedim. gelin görün ki sevdiğiniz insanın dünyasında kendinize yer bulamayabiliyorsunuz. hayatın böyle olduğunu biliyor ve acıyı hissediyorum.

umay umay bir kitabında içlenip soruyor bizlere. “sahip olduklarımız bize nasıl sahip çıkamadı ?”

iki kişi vardır. biri az sever biri çok. ben çok sevendim. ama şunu da biliyorum ki bizden yana olmayanı kendimize çeviremeyiz. sözlerimi filtrelemeden içimden ne gelirse yazıyorum. biliyorum yazmak şifa verir. biliyorum gerçeklerin gözlerle görülmeyen orduları vardır. uzun süredir ne bu kadar yazmış ne de bu kadar konuşmuştum. hep hüznümü içime attım hep hayra yordum ve sevmeye devam ettim. demek ki ya bir yerlerde yanlış yaptım ya da bir şeyleri kaçırdım.

nasıl sökebilirim seni içimden acısız ? 

hem de farklı bir yazgımızın olmasını delice isterken neden senden vazgeçmemi gerektirecek duruma geldik ?

ne demiş şarkıda ?

“ellerim güçsüz/bileklerim ince/tutamam ki kolundan/kaçırayım sinsice/gözlerim görmez, kulaklarım duymaz/ağzım laf yapmaz iken/ nerden hakettim seni ” 

arkadaşımın halime bakıp gözlerinin dolduğu anı unutamıyorum e. sen benim dışımda kimlerle yaşadığın anılarını unutamıyorsun ?

söylenecek bir şey kaldı mı ?

kalmadı. tek bir kelime bile.

iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze ondandır böyle dibe vuruşumuz …

Reklamlar

solmuş çiçek blogda neler yapıyor ?

herkese merhaba. umarım mutlusunuzdur ve keyfiniz yerindedir bugün.malum kış kapıda.ben kış mevsiminde kendimi biraz daha depresif hissediyorum. hele bir de havalar griyse , yaşadığım şehir beyaz gelinliğini giymişse, zemheri soğuklar baş göstermişse … işte o zaman ruh halim tam da soğuklara uyum sağlıyor. sizin benim gibi hissetmemenizi dilerim. hepimiz anı en güzel değerlendirenlerden oluruz umarım değerli okuyanlar 🙂

yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bir buçuk  yıl önce  “didaktik yazılardan” kaçındığımı ve blogumda yalnızca hislerimi aktardığımı yazmıştım. halen de bu şekilde ilerliyorum. hislerimi , düşüncelerimi , yaşadıklarımı , iyi ya da kötü hatıralarımı , ruh hallerimi ,sevdiğim şarkıları , dizileri , kitapları,şiirleri, yaşadığım zorlukları ya da girdiğim maceraları  size aktarma gayreti içindeyim ve biliyorum ki aynı hisleri yaşadıysak ya da benzer şeyler yaşadıysak birbirimizi çok iyi anlayabiliriz. :))

yaşadığımız şeyler , zihniyetimiz , dünyaya bakış açılarımız farklı olsa bile bambaşka bir yazıyı okurken yine bambaşka bir dünyayla karşılaşırız. bu da düşüncemizin sınırlarını açar ya da bize bir şeyler katar. yani ben öyle düşünüyorum.nereye varmak istediğime gelirsek iki ya da üç yazımda bahsettiğim e. kişisiyle ilgili yazımı bugün yayımlayacağım. bu zamana kadar yazılarımı okuyan , yorumlarda bulunan bütün okurlara çok teşekkürler. emmy ödül töreni konuşması yapıyormuş gibi oldu galiba :)) neyse olsun..  mutluluklar paylaştıkça çoğalır üzüntüler paylaştıkça azalırmış bu sahiden de çok doğru bir önerme. yazmak hep iyi gelmiştir bana ve okumak da .. aslında bahsedecek bir sürü şey var lakin ben bu kadarını aktarabildim şimdilik. kendinize çok çok iyi bakın bendeniz solmuş çiçek büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden …

 

00.22

İyi geceler herkese. Bu temenniyle başlamak istedim yazıma. Aslında bugün E. ile yaşadığım olayı anlatmak istiyordum fakat güzel bir temenniyle başladığım için güzel ilerlesin istedim. Saat 00.08 uykum var biraz. Bugün çok fazla uyuyamadım ve neredeyse tüm gün alışverişteydim o sebepten ötürü yorgunlukta var diyebilirim. Acaba özel bir gün için mi alışverişe çıktın diye bir soru gelebilir akıllara. Cevap vereyim hayır. Öylesine çıktım. Son zamanlarda bayağı da ihtiyacım varmış demek ki kendimi kaybettim resmen. Bana çok saçma geliyor. Ölünce hissedemeyeceğimiz şeyler için bu kadar heves , bu kadar istek , külfet , para .. Ne için değil mi ? Sebebi ne bütün bunların .. Neyse bunları başka zaman sorgularız. Şimdi uykularımız kaçmasın. Yatağıma geçer geçmez güzel ve rahatlatıcı bir müzik açmayı planlıyorum. Her gece olduğu gibi bu gece de saat dörtte kalkarsam dizi izleyeceğim bu sefer. Ya da bazı bilimsel konuları merak ediyorum onlarla ilgili bir belgesel de olabilir. Diğer yazılarımda size bahsedeceğim iki konu olmuş oldu böylece. Birisi E. ile ilişkimiz ikincisi kâbus sorunum. Bunları detaylıca açıklamak istiyorum.

söyle denizin durgunluğunu da koyduysak sırada herkese yeniden iyi geceler demek var ! umarım güzel geçen haftalarınız / aylarınız / yıllarınız olur çevrenizde enerjinizi ve iyi niyetinizi sömüren insanlar olmaz tekrardan iyi geceler ..

En Sevdiğim Keşfettiklerim (Şiir , Şarkı , Dizi , Kitap)

Beni uzun süredir takip eden cânım takipçilerim hatırlayacaktır bazı anlar gelir çok sevdiğim müzikleri çok fazla paylaşmak isterim. Hatta “Merihli Gece’yi” hatırlayanlar olacaktır belki …

en sevdiğimden 🌸

günlerce dinlemelik 🌹

fazlasıyla güzel hissettiriyor 🌷

güzel adam ve güzel manzara 🌳

sen geceyi ben ise mumu yarattım 🌻 farsça ve mükemmel

fransızca’nın o müthiş tınısı 🐝

en sevdiğim şarkıcıyı da bırakmış olayım 🐛

biraz da nostalji 🌱

acı tamlaması .. 🌙

sevdiğim filmin sevdiğim bir müziği 🐞

Son zamanlarda keşfettiğim ve sevdiğim şarkılar bunlardı. Şimdi de sizinle sevdiğim bir kitabı paylaşayım. İsmi “Tanrıçalar , Cadılar ve Aykırı Kadınlar” Cânım kadınların başarı öyküleri yer alıyor bu kitapta. Mart 2018 basımlı bu kitabı Banu Başeren ve Altun Çiçek yazmış. Şimdi sizi kitaptan güzel bir pasajla baş başa bırakayım.

Bir kaç gün önce E.’ye göndermek için çekmiştim bu fotoğrafı. Doğal olsun diye burada da kullanmak istedim. E.’yi bir dahaki yazılarımda uzun uzun anlatacağım. Şimdilik bu kadar bilgi verelim.

eee sevdiğim bir de diziden bahsetmeyeyim mi yani ?

Uzun zaman önce bir sezon izleyip bıraktığım daha sonra değerini anlayıp yeniden başladığım mükemmel bir dizidir Orphan Black. Bilim kurgu ve gerilimi sonuna kadar yaşayacağınız ve farklılıklara da değinen bakış açımızın sınırlarını zorlayan güzel bir dizi. Baş rolümüzün klon olup çeşitli rollerde karşımıza çıkması ön planda olan bir durum.

Böyle de güzel mi güzel bir baş rol var! ❤ İzledikçe oyunculuğun nasıl bir şey olduğunun daha da farkında oluyorum.

Diziyle ilgili çok fazla bilgi vermekten kaçınıyorum merakınızı öldürüp başlamanıza engel olmamak için ama şunu da bahsetmeden geçemeyeceğim dizideki klonlardan en sevdiğim karakterde olan Sarah Manning. Yani klonların mücadeleci , özgür , zeki ve punk rockçı olanı :))

Bu fotoğrafta da göz makyajı ve bakışından az çok anlaşılıyor :)) Diziyi izledikten sonra sizin hoşunuza hangisi gidecek bu yazının altına yorum olarak bırakabilirsiniz , çok merak ediyorum ben de :))

bu kadar güzel şeyden bahsetmişken bir de şiir olmasın mı ?

yalnız dikkat edin cânım okurlar dünyanın en güzel şiiri olabilir !

olabiliri fazla bence öyle .


ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM
Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

                                                                  İlhan Berk

“Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün”

Bir şair sevgiliyi daha ne güzel anlatabilir ?

Güzel şiirler vardır !

Sevgiyle kalın …

fiziksel ve manevi iz bırakan kötü bir anı

Gırtlağıma kadar dolduğumu hissediyorum. Bir anda olan bir şey değil bu. Uzun zamandır yaşadıklarımı içime atıyorum. Bir yerden başlamak lazım anlatmaya , biliyorum. En başından anlatmak lazım. Ya da bölük pörçük olsa bile parçaları tamamlayarak aktarmak lazım ne olup bittiyse. Daha rahat nefes alabilmek için. Bazı şeylerin yükünden kurtulabilmek için …

Onunla sekiz ay önce gibi bir zamanda tanışmıştık. Dövmemi nerede yaptırdığımı sormuştu. Bu şekilde tanışmıştık. Bir süre sıklıkla konuşsak da daha sonra nadiren konuşmaya başladık. Benden beş yaş büyüktü. Daha tecrübeliydi. Daha çok şey yaşamıştı. Boyu bir yetmiş beş civarıydı , gözleri yemyeşildi , düzgün ve beyaz dişleri vardı. Siyah deri ceket giyiyordu genellikle. Saçları koyu kumraldı. Samsunluydu. Güzel bir kokusu vardı , güzel bir evi vardı ve çok yakışıklı bir yeğeni vardı.

Otobüse binmiştim. Şehir dışına gidecektim. Bir işim vardı. Sadece bir saatlik bir iş ve ertesi gündü. Henüz kalacak bir yer de aklımda yoktu ama bulurdum problem değildi. Otobüste kendi çektiğim bir fotoğrafımı şuan kullanmadığım Instagram’ın , hikâye bölümüne atmıştım. Bana nereye gittiğimi sordu ve ben cevap verince beni evinde misafir edebileceğini söyledi. Bir süre onaylamasam da daha sonra kabul ettim. Otobüsten indim ve onunla buluştum. Teni bembeyazdı. Akşam olmuştu ve teninin beyazlığı yine de belli oluyordu. Hava çok soğuktu. Beraber yürüdük. Benim altımda renkli bir spor ayakkabı , açık kot rengi bir skiny jeans üstümdeyse spor t-shirt vardı. Saçlarım açıktı. Arkadaşlarının olduğu bir kafeye gittik beraber. Uzun süre oturduk. Bir iki arkadaşıyla sohbet ettim. Daha sonra tekelden içkilerimizi alıp onun evine gittik. Çok fazla abartmayacaktım içkiyi. Çünkü yarın bir işim vardı ve karşımdaki sevgilim ya da ileride ilişki düşündüğüm birisi değil sadece arkadaşımdı. Evi gerçekten çok güzeldi. Genişti. Vintage bir şekilde dizayn edilmişti. İçki şişelerini boy boy dizmişti. Bazı içki şişelerinin içine yağ ya da çiçek koymuştu. Bu detay hoşuma gitmişti.

Eve vardığımızda saat geçti. Hava o şehirde soğuk olduğu için kombiyi oldukça açtı. Işıkları kapattık sadece küçük küçük neon lambalar kaldı. Odayı kısmen aydınlatıyordu. Odanın sıcaklığı ve alkol aldıkça vücudumuza basan sıcaklık bizi oldukça sarstı. Ben eve varınca giydiğim dekolteli uzun kolluyu çıkartıp kısa kollu bir şey giydim. Ben giyerken de odadan çıkmasını söyledim. Daha sonra içmeye devam ettik. Bana çok hızlı içtiğimi ve ben hızlı içtikçe onun “erkeklik gururunun zedelendiğini” söyledi. Daha sonra kendisi benden hızlı içmeye başladı. Odanın sıcaklığı da bizi iyice etkilediği için kombiyi kapatmaya gittik. Benim başım çok dönüyordu ama Y. çoktan sarhoş olmuştu bile. Yerlerimize oturduk içmeye devam ettik. Sonra birden gözlerini gözlerimin içine kenetledi. Dudaklar buluştu. Ben olayın şokundaydım ama kafam da hiç yerinde değildi. Kendimi geri çekmeye çalıştım. Başım çok döndüğü için ellerimden de can kesilmişti. Nihayet geri çektim. Ayıkken gayet sakin olan Y. şimdi aslana dönmüştü sanki. Birden kollarımı arkaya iterek beni yere yatırdı. Kafamı ve sırtımı çarptım. Ona karşı koymaya çalışıyordum ama başımın dönmesinden ve bilincimin yarı kapalı olmasından bir şey yapamıyordum. Kolum ve kafam çok acımıştı. O ne kadar vücuduma dokunmaya çalıştıysa kendimi geri ittim. En sonunda yanından kalktım sendeleyerek diğer odaya gitmeye çalıştım. Ve yere düştüm kollarım çok acıyordu bacaklarım ve sırtım acıyordu. Arkamdan geldi beni tuttu. Sürekli çok tatlı olduğumu çok güzel olduğumu söylüyordu. Yine kollarının arasına aldı. Vücudumu çok acıtıyordu. Elinden kurtulup sendeleyerek diğer odaya gitmeye çalıştım. Orda da geldi yanıma en sonunda tüm gücümün bittiğini hissettim ve dudaklarının vücudumda gezindiğini hissettim. Hem ellerinin hem dudaklarının. Dokunuşları ve öpüşleri sertleşti canım acıdı. En sonunda gücümü topladım ve sinirli bir şekilde banyoya gittim. Yanıma geldi yüzümü yıkadı. Ayakta duramıyordum. Düşecek gibi oldum beni tuttu. Avazım çıktığı kadar ağlamışım o da saçlarımı okşamış. Yatağa yattığımda gelip yeniden aynı şeyleri tekrarlamak istedi bu sefer kalkıp bir sigara yakmışım başımın onca ağrısına rağmen. Sonra gelip başıma masaj yaptı. Yemek yemek istiyorsam bir şeyler hazırlayabileceğini söyledi. Tekrar masaj yapıp saçlarımı okşadı. Sonra onu odadan kovdum. Sigara içtim sadece gökyüzüne bakıp . Gökyüzü griydi. Yağdı yağacak , gürledi gürleyecek ama gözleri dolu dolu gibi. Dumanı en içime çektim. Sonra uyudum biraz onun yatağında. Bir iki saat sonra uyandım. Her yerim mosmordu. Saçlarım dağılmıştı. Gözlerim şişmişti. Gece bir ara kendimi kaybedip ağlamıştım çünkü. Yürürken sırtım ağrıyordu. Bacaklarım ağrıyordu. Hiç iyi değildim. Diğer odaya gittim. Üstünde hiçbir şey yok altında eşofman vardı. Mışıl mışıl uyuyordu kedi gibi. Üstüme kokusu sinmişti. Uyumasını izledim bir süre. Sonra üstümü giyindim. Saçlarımı topladım. O da uyandı evden çıktık. Durağa gidene kadar hiç konuşmadık. Sonrasında ben işimi hallettim. Ankara’ya döndüm. Güç bela. Yine konuşmadık bir süre. Sonra bana tekrar evine gelmemi söyledi ve hâlen söylüyor. Benim morluklarımsa yeni yeni geçiyor. Bir süre çok çektim acısını. Halen de tam geçmiş sayılmaz.

Bu olayı üzerimden atamıyorum değerli okurlar. Sürekli düşünüyorum. Bu bir hata mıydı bir yanlış mıydı ben bunun neresindeyim ? Kendimi iyi hissettirmiyor bana. Kimseye de söyleyemedim. Morluklarımı hep saklamaya çalıştım. Gördükçe ağladım. Onun zaman zaman kötü biri olduğunu düşündüm bazen de iyi biri olduğunu. Bazen hiç düşünmeyim dedim genellikle hep düşündüm. Öyle işte … Şuan konuşmuyoruz ara sıra mesaj atıyor sadece. O günden bahsediyor bana. Bu canımı yakıyor ama yaktığını da söylemiyorum..

yapar mıyım ?

Bir şeyler anlatmam gerek biliyorum. Bir şeyleri artık içimde tutamam. Benden taşıyor. Buraların en histerik kızı olsam da ya da öyle bir izlenim yaratsam da (buralar nereler ?) veyahut da her birinden bir parça taşısam da , anlatmalıyım. Ben anlattıkça düğümler çözülecek. Ben anlattıkça gerçeğin o insanı ezen potansiyelinden kurtulacağım. Biliyorum yazmak beni rahatlatacak. Her şeyi geride bırakarak kelimelere özgürlük vereceğim. Konu konuyu açacak. Konuşulmadık hiçbir şey kalmayacak. İçimin perdeleri kalkacak. Karanlık yerini aydınlığa bırakacak. Ferahlığa bırakacak. Kimsenin yadırgamalarını önemsemeyeceğim. Dilimden kelimeler dökülmese bile anlatmaya çabalayacağım. Öylece kalmayacak hiçbir şey. Çünkü zihnimde biriktirdikçe geceleri kabuslar görüyorum. Sıçrayarak kalkıyorum. Bütün bunlar geçer. Saçlarımız uzar , umutlarımız yeşerir.

Tamam mıyız ? (2013)

“İnsanın yükü ağırdır derler , sen benim kanatlarımsın…”

Yorgun bir şekilde eve gelmiştim ve uykuya direnmemek adına film araştırıyordum. Karşıma bu film çıktı. İlk görüşte cezbeden nadir şeyler gibi bu film de cezbetti beni. Kararsızlığa düşmeden izledim. Cinsiyetlerin , makamın , statünün ve bunlar gibi insanları ayrıştıran nice faktörün eziciliği altında kalmamış sevgiyi anlatan mükemmel bir filmdi. Şüpheye düşürmeyen sevgiyi bir filmde dahi görmek beni mutlu etti , ferahlattı.

Çok klişeleşmiş kalıplardan birisidir aslında “farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmak” Bu düsturu içselleştirmek gerekli diye düşünüyorum. Milyarlarca insanın ve milyarlarca canlının var olduğu bu dünyada hepimize yer var. İnsan ayrımcılığa programlı bir canlı değildir aslında ayrımcılık kafalarımızdadır. Bizden farklı diye çiçekler kötü mü yani ? 🙂 Bu noktada bir şeyleri severken koşulsuz sevmemiz gerektiğini düşünüyorum. Koşulsuz ve beklentisiz.. Karşıdaki canlıyı yalnızca “sevdiğimiz” için sevmemiz gerektiğini yani. Böylece bütün ilişkilerimizi strateji savaşlarından uzak tutarak sevmiş oluruz. Buraya çok sevdiğim bir görseli de bırakmak istiyorum.

dünyada hep başka biri olmam istendi benden. onlar benden kendileri gibi olmamı istedikçe, ben ellerim ceplerimde kırlık yollarda ıslık çalmak istedim. onlar benden şirketleri yönetip para desteklememi istediler, bense yaz yağmuru olup ferahlatmak istedim ortalığı. onlar gerçekleri duymak istemedikçe ben inadına taşları yontup gerçekleri suretlere benzettim. sesler, sözcükler koydum üstüne. ben onlara ”hey gözlerime bakın ” dedikçe, onlar benim bacak aramın derdine düştüler. sonra da işte gerçeği öğrenince kendi dünyalarından kovdular beni.”

“Elalem ne der , ailem ne der , toplum ne der , mahalle ne der , çevrem ne der , dışlanır mıyım , insanları memnun edemez miyim , benden nefret mi ederler , kalabalıklarında bir yer bulamaz mıyım” bunları hepsi yaşamı daha da zorlaştıran şeyler. Film üzerinden örnek vermek istemiyorum. Filmin bütün olayını burada çözüp değerli okurların izleme isteğini kaçırmak istemem çünkü ama şunu söyleyebilirim bunların hiçbirinin en ufacık bir önemi yok. Çünkü bunlar putlaştırdığımız kalıplardır. Bu hayatı kim yaşıyor ? Kendimiz. Yaptığımız kararlardan bizzat etkilenecek olan kim ? Yine kendimiz. Kararlarımız sonucunda mutlu ya da mutsuz olmak kimin elinde ? Kendimizin. İşte bütün olay bundan ibaret. Hata yapmaktan korkmayım , cebimizdeki tecrübelerle yol alabiliriz. Kendimiz olabiliriz. Maske takmadan , nasıl istersek öyle işte .. Düşüncelerimize , duygularımıza , benliğimize pranga vuramazlar. Özgürlük bizzat içimizdedir. Filmdeki yansımaları da görüp seveceksinizdir… Cümlelerimi burada noktalıyorum , herkese keyifli günler diliyorum …

Anlatamama Meselesi

Güzel bir şiirle başlayacaktım yazıma. Diğer yazılarımda başladığım gibi. Bu sefer gerekli görmüyorum. Bu sefer süslemeyeceğim kelimelerimi. Hayallerimi aktarmayacağım. Uzun uzun betimleyemeyeceğim hissettiklerimi. Çok hoşlandım birinden. Konuşmanın gidişatından tahmin edebileceğiniz gibi ve hayata dair bakışımız taban tabana zıt onunla. Ne benim ne de onun taviz verebileceği konular yok. Ben her zaman inanıyorum ki bir insan bir insanın karşısına tesadüfen çıkmaz. Mutlaka öğreneceğin bir şeyler vardır herkesten. Bu bakış açısındayım. Üzülmeye bile yorgunum artık. Yoğun hisler hissetmiştim bu doğru lakin yorgunluk yeterince hissettiremiyor bile bu hüznü. Mesela şuan kafayı vurup yatmak istiyorum zihinsel yorgunluktan. Ben hep kendine gelip silkelenen , yeni başlangıçlar yapan insanlara hayran kaldım bunu biliyor musunuz.. Eski ilişkimdeki yaşadığım sıkıntılardan bahsettim bugün en yakın dostuma. Dostum dediğim kişiye. Şu zamana kadar görüşlerimizde bir ayrılık olmadıysa da eski ilişkim hakkında beni çok yargılandığını ve ben sıkıntılarımı açınca hak verdiğini söyledi. Bir de benim “eski ilişkimi” kendi birlikte olduğu kişinin eski ilişkisine benzetmiş. Bunları duyunca şaşırdım tabii. Şimdi oturup yaşanan bir olayı , benzer olaylar gibi düşünüp öyle mi amel edeceğiz ? Bilmiyorum.. İnsanların kafa yapısını anlayamadığım çok zaman oluyor şu evrede. Sineye çekiyorum. Sorguluyorum. Düşünüyorum. Aktarmaya çalışıyorum karşımdakilere. Anlayabildikleri ya da anlamak istedikleri gibi davranmiyorlar. Bu kafa yapısı olayı da can sıkıcı olmaya başladı. Dümdüz insanım ve dümdüz insanları sevebilirim. İnsanlarda durum farklı olsa da. Dünyaya farklı çeşit bakan bir insanla nasıl olamadığımızın kritiğini aslında uzun uzun yapabilirim de bilerek yapmıyorum. Sorgulamaya devam etmek de yoruyor. Ne demişti şarkıda “Allah aşkına düşüncelerimin hepsi bir bir kiraya çıksın”

Buna ihtiyacım var. Düşünmeden , hissetmeden , kırmadan , kırılmadan , dümdüz insan olarak …

O his neydi ?

O ben ki
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
Yalnızca bir hayalet mi yoksa

Etrafı izleyerek yürüyen bir kadınım evet bir çocuk muyum yoksa ya da yalnızca hayalet mi ? Bir şeyler söylemeden aslında ne anlatmak istediğimi dile getiremiyorum. Şükrediyorum gerçi. Bazen konuşmak da paramparça olabiliyor ellerimde. Bazen kesik kesik sözcükler , bazen gözlerine dalıp giderim .. Bir çok badire atlattım. Gözlerimi kapattığımda hiç görmediğim bir surat bana bakıyor. Elinde bir balta var. Birini kesecek. Hâlen beni çocuk gibi heyecanlandıran bir küçük umut koymuşlar. Bir insan mı yoksa salt duygu mu bilmiyorum. Hoşuma gidiyor bazen de gitmiyor. Bazen çabaladığımı zannediyorum. Aklımdan çıkmıyor. O arkamda yürüyor bazen. Genelde arkamda galiba. Acı mı çekeceğiz sonunda ? Bilmem , olabilir .. Artık her şeye olağan bakıyorum. Bu hayatta her şey olabilir. Aslında bazen çok anlamsız buluyorum hayatı bazen de anlamın ta kendisi. Gözlerimi hiç kaldırmayacaktım olduğum yerden. Hiçbir yere bakmayacaktım. Tesadüfen de olsa. Temas etmemeliydi gözlerimiz. Bir yanı hâlen çocuk kalmış bir kadından korkar mıydı ? Karşıma çıkan her şeyde bir hikmet bulmaya çalışıyorum sevgili okurlar , burası da dağınık düşüncelerimin sığınağı oldu. Size oldu mu bu yaşadığımdan ?..

Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
Nasılım
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim

Uzletim

Bazen her şeyden kaçıp uzaklaşmak istiyorum. Peşimde kimseyi sürüklemeden , adımı sanımı kimse bilmeden , kişisel özelliklerimi , cinsel yönelimimi , hassas olduğum şeyleri , zevklerimi , çocukluk travmalarımı , acılarımı ya da sevinçlerimi , kalp kırıklarımı , eski ve kötü ilişkilerimi , yıpranışlarımı , tecrübelerimi her şeyimi kısacası “her şeyimi” geride bırakarak kaçarak uzaklaşmak istiyorum. Açıkça ve kelimelerimi süzgeçten geçirerek ifade edeceğim her zaman olduğu gibi. Sosyal medya hesaplarımı kapattım. Daha doğrusu Instagram ve Twitter hesabımı kapattım. Bir sürü kişi mesaj attı. Nedenini sordu. Aslında o kadar da samimi olmadığım kişiler. Beni biraz rahatsız etti çünkü daha çok kabuğumda yaşamayı seven biriyim. Herkesle konuşurum tanışırım ama samimiyet kurmak benim için ayrı bir şeydir. Sahteliklere , yalanlara , strateji oyunlarına dayanamam. O yüzden biraz da her şeyden uzaklaşmak istiyorum herhalde. Yorumlar yapmaktan analizler yapmaktan sıkıldım insan ilişkilerime dair. Arkadaşlık ya da aşk , sevgi bâbında ilişkilerden bahsediyorum. Çünkü sinirlenemeyecek kadar yorulduğumu hissediyorum. Böyle konuştuğuma bakmayın içten içe bazı şeylere seviniyorum da. Mesela önceliklerimin farkına varmama , kendimi ve çevremi -tam anlamıyla değil belki ama- tanımama. İnsan daha az hasar görüyor gibime geliyor böylelikle. Aykırıyım galiba. Gelenekleri savunanlara göre aykırıyım. Her neyse .. İçimdeki bu uzaklaşma arzusunu bastırabilmek adına tatile çıkmayı düşünüyorum haftaya. Güzel fotoğraflar da yansıtmaya çalışırım buraya.

Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

demiş şair. Buraya bir de şu sıralar en çok dinlediğim şarkılardan birini koyalım. Sanki bu şarkıyı koyunca hislerimi daha çok size aktaracağım gibime geliyor. çığlık çığlığa 🌼

keyifli dinlemeler .. keyifli ve huzurlu günler/haftalar/yıllar…